:: PC TekniK  Forum ::  

Geri Dön   :: PC TekniK Forum :: > GENEL KONULAR > Kültür & Sanat & Edebiyat & Tarih > Edebiyat > Şiirler > Şairlerimiz ve Yaşamları
Üye Ol S.S.S Üye Listesi Takvim (Ajanda) Oyunlar vBRadio Forumları Okundu İşaretle

468x15

Cevapla
Konu Araçları
Okunmamış 15-06-06   #21
Güneşin Kızı
Misafir
 
Güneşin Kızı kullanıcının avatarı
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan

Tüm dijital fotoğraf makinesi fırsatları için tıklayın !

 
AYSEL GİT BAŞIMDAN

Aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan istemiyorum
benim yağmurumda gezinemezsin üşürsün
dağıtır gecelerim sarışınlığını
uykularımı uyusan nasıl korkarsın
hiçbir dakikamı yaşayamazsın
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
benim için kirletme aydınlığını
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

Islığımı denesen hemen düşürürsün
gözlerim hızlandırır tenhalığını
yanlış şehirlere götürür trenlerim
ya ölmek ustalığını kazanırsın
ya korku biriktirmek yetisini
acılarım iyice bol gelir sana
sevincim bir türlü tutmaz sevincini
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
ümitsizliğimi olsun anlasana
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

sevindiğim anda sen üzülürsün
sonbahar uğultusu duymamışsın ki
içinden bir gemi kalkıp gitmemiş
uzak yalnızlık limanlarına
aykırı bir yolcuyum dünya geniş
büyük bir kulak çınlıyor içimdeki
çetrefil yolculuğum kesinleşmiş
sakın başka bir şey getirme aklına
Aysel git başımdan ben sana göre değilim
ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim
Aysel git başımdan seni seviyorum

Attila İLHAN
  Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 15-06-06   #22
Güneşin Kızı
Misafir
 
Güneşin Kızı kullanıcının avatarı
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan

AĞUSTOS ÇIKMAZI

beni koyup koyup gitme
ne olursun
durduğun yerde dur
kendini martılarla bir tutma
senin kanatların yok
düşersin yorulursun
beni koyup koyup gitme
ne olursun

bir deniz kıyısında otur
gemiler sensiz gitsin bırak
herkes gibi yaşasana sen
işine gücüne baksana
evlenirsin çocuğun olur
sonun kötüye varacak
beni koyup koyup gitme
ne olursun

elimi tutuyorlar ayağımı
yetişemiyorum ardından
hevesim olsa param olmuyor
param olsa hevesim
yaptıklarını affettim
seninle gelemeyeceğim attilâ ilhan
beni koyup koyup gitme
ne olursun

Attila İLHAN
  Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 15-06-06   #23
karagozlum
Misafir
 
karagozlum kullanıcının avatarı
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan

Sen benim hiçbir şeyimsin

Sen benim hicbir seyimsin
Yazdiklarimdan cok daha az
Hic kimse misin bilmem ki nesin
Luzumundan fazla beyaz
Sen benim hicbir seyimsin
Varligin yoklugun anlasilmaz

Galiba eski liman uzerindesin
Nasil karanligima bir yildiz olmak
Dudaklarinla cama cizdigin
En fazla sonbahar otellerinde
Universiteli bir kiz uykusu bulmak
Yalnizligi olduresiye cirkin
Sabaha karsi olduresiye korkak
Kulagi cabucak telefon zillerinde

Sen benim hicbir seyimsin
Hicbir sevismek yasamisligim
Henuz bos bir roman sahifesinde
Hic kimse misin bilmem ki nesin
Ne cok cigliklarin silemedigi
Zaten yok bir tren penceresinde

Sen benim hicbir seyimsin
Yabanci bir sarki gibi yarim
Yagmurlu bir agac gibi islak
Hic kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasinda cagirdigim
Cocukluk sesinle aglayarak

Sen benim hicbir seyimsin..

Atilla Ilhan
  Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 09-08-06   #24
skocaman68
deniz feneri
 
skocaman68 kullanıcının avatarı
 
Giriş Tarihi: 31-07-06
Nerden: LÜLEBURGAZ
Mesajlar: 354
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Karizma Gücü : 38
Karizma Puanı : 804
Grafik : skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.
Varsayılan

http://rapidshare.de/files/28768774/...burum.pps.html

BEN SANA MECBURUM ŞİİRİNE AİT SLAYt GÖSTERİSİ
__________________
küçük bir öykü bu...
skocaman68 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 09-08-06   #25
SİMGE
Araştırmacı
 
SİMGE kullanıcının avatarı
 
Giriş Tarihi: 21-07-06
Yaş: 20
Mesajlar: 193
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Karizma Gücü : 35
Karizma Puanı : 536
Grafik : SİMGE başarılı olmaya adaydırSİMGE başarılı olmaya adaydırSİMGE başarılı olmaya adaydırSİMGE başarılı olmaya adaydırSİMGE başarılı olmaya adaydırSİMGE başarılı olmaya adaydır
Varsayılan

ben sana mecburumu çokkk severim canım ablam ...
__________________
Hani eski zaman masalları anlatır
Hüznümü huzura dolarsın
Kaşım gözümden çok içim bir parçan
Annem sen benim yanıma kalansın
Annem Sen üzülme
Sözlerin hep yüreğimde
Gel üzülme ben hala senin dizlerinde...
SİMGE Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 09-08-06   #26
skocaman68
deniz feneri
 
skocaman68 kullanıcının avatarı
 
Giriş Tarihi: 31-07-06
Nerden: LÜLEBURGAZ
Mesajlar: 354
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Karizma Gücü : 38
Karizma Puanı : 804
Grafik : skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.
Varsayılan

Alıntı:
Mesaj Sahibi SİMGE tafarından gönderildi
ben sana mecburumu çokkk severim canım ablam ...

canım öğretmenim demek istedin sanırım!!!
skocaman68 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 09-08-06   #27
skocaman68
deniz feneri
 
skocaman68 kullanıcının avatarı
 
Giriş Tarihi: 31-07-06
Nerden: LÜLEBURGAZ
Mesajlar: 354
Thanks: 0
Thanked 0 Times in 0 Posts
Karizma Gücü : 38
Karizma Puanı : 804
Grafik : skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.skocaman68 başarılı olduğundan ismi herkes tarafından bilinir.
Varsayılan

bu arada eylülüm şiirleri indirip bizlerin okumasına sunman için verdiğin emeğe KOCAMAN teşekkürler.

şiiri çok severim,hele atilla ilhan,can yücel,özdemir asaf,edip cansever,ataol behramoğlu, nazım usta ve diğerleri hepsi ne de güzel yazmışlar hepsinin yüreğine sağlık nur içinde yatsın rahmete kavuşanlar
skocaman68 Çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 11-10-06   #28
Güneşin Kızı
Misafir
 
Güneşin Kızı kullanıcının avatarı
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan

R A H M E T L E A N I Y O R U Z


Başarı yalnız yetenek değil disiplin özveri, bağımsız ve ödünsüz bir kişilik, içten bir yurt ve insan sevgisi gerektirir.
Ancak o zaman, gerçek ve hak edilmiş bir başarı olur.

ATTİLÂ İLHAN
  Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 11-10-06   #29
Güneşin Kızı
Misafir
 
Güneşin Kızı kullanıcının avatarı
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan

Y u r t M i l l i y e t ç i l i ğ i

Sol ile Milliyetçilik arasında bir ilişki var mıdır? Daha özel; bu iki kavram birbirinin karşıtı mı yoksa tamamlayıcısı mıdır? Sorunun, ülkemizde, etraflı olarak tartışıldığı söylenemez. Genel kanı, sağda ve solda, olumsuzdur; İkinci dünya savaşının sona ermesinden bu yana dünyadaki milliyetçi hareketlerin, kurtuluş savaşlarının tamamı sol içerikli olmasına rağmen, bu iki dünya görüşün, bağdaşması bir yana birbirinin karşıtı olduğu düşüncesi hakimdir. Şüphesiz bunda, ülkemize özgü koşulların, Turancı düşüncelerin, soğuk savaş döneminde milliyetçi partilerin sola karşı yürüttükleri siyasi mücadelede kullandıkları aşağılayıcı yöntemlerin payı vardır.

Ülkemizde geçen zaman içersinde, biraz da olayların zoru ile bazı konular açıklıklık kazanmağa başlamıştır; bunlardan birisi ve önde geleni de bu konudur. Doğrudur; sosyalizm kapitalizmin karşıtıdır, aynen onun gibi günümüz moda değimi ile global bir dünya görüşüdür, bakış ve değerlendirme açılarının ulusal değil, genel, "zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyi olmayan bütün dünya işçileri" açısından olması gerekir. Böyle bir bakış açısının; ulus devlet ve onun çıkarları ile sınırlandırılması bu bakımdan genel öğretiye ters düşer,temel değer;ulusal çıkarlar değil,işçi sınıfının çıkarları olmalıdır. Zaten, Marksist öğretiye göre; ulus temelli devlet, egemen burjuva sınıfının emekçiler üzerinde baskı aracından başka bir şey değil midir, o da, eninde sonunda toplumların yaşamından silinip gidecektir.

Ama; yaşam,öğretiden farklı gelişmiştir; 1917'de Lenin'de,Troçki'de Avrupa'daki işçi kardeşlerinin kendilerini desteklemesini boşuna beklemişlerdir;; "İşçi kitleleri çıkarlarının nerede olduğunu içgüdüsel olarak görüyorlardı". "Uluslar arası sosyalizm acıklı bir biçimde çökmüştü. Onu yaşatmak için Lenin'in umutsuz artçı hareketi, sadece Rusya'da ve orada da ancak devrimci koşullar kaldığı sürece anlam buldu. "İşçilerin devleti" fiili olarak yerleşince,"tek ülkede sosyalizm" mantıksal sonuç oldu." Stalin'in tek ülkede sosyalizm doktrini,genel öğretinin yerine geçti, kapitalistin yanında sosyalist milletlerden söz edilmeğe başlandı, kapitalist devlet - sosyalist devlet ayrımı doğdu , ulus devlet yalnız burjuvaların değil, ayni zamanda işçilerin de devleti oldu, bir bakıma ulusal çıkarlar ile emekçilerin çıkarları özdeşleşti. Bir başka değişle dünya işçileri kavramın yerine her ülkenin kendi emekçisi kavramı geçti.

Günümüzde örnek Avrupa Birliği,Fransa,Hollanda, Belçika v.b ülkeler emekçilerinin tutumudur; bilindiği gibi AB anayasasının reddedilmesinin temel sebebi bu ülkeler emekçilerinin, emeğin,yani bir başka ülke emekçilerinin serbest dolaşım hakkından yararlanmasını,kendi ülkesinde çalışmasını, ilke olarak, kabul etmemesidir. Bir başka değişle bu ülkelerin emekçileri, sermayenin ve malların serbest dolaşımı ile kapitalizmin başka ülkelerden kendilerine sağladığı iş imkanlarını, yaşam düzeyini bu başka ülkelerin işçileri ile paylaşmaktan kaçınmaktadırlar. Avrupa Birliğinin temel sorunu, en çok tartışılan konusu budur. Bu bir bakıma, elbette, gelişmiş ülke emekçilerinin, sol terminolojiyi kullanırsak burjuvaları ile birlikte, gelişmemiş ülkeleri, emekçilerini sömürmeğe devam etmek istediği anlamına gelmektedir. Günümüzün gerçeği budur: Ulusçuluk, ulus devletin çıkarlarının korunması solun, sosyalist düşüncenin dışında ve ona karşı bir olgu değildir; aksine sosyalist düşüncenin, sol dünya görüşünün bir gereği, bir şartıdır.

Şüphesiz; hümanist, insancıl bakış, sol düşüncenin olmazsa olmaz şartıdır; ırkçılık, her türlü ayrımcılık, zorbalık v.b sol ile bağdaşması mümkün olmayan eylemler ve tutumlardır. Özgürlükler, uygarlıktan bütün insanların yararlanması hakkı gibi değerleri benimsemeyen bir sol düşünce, temelini insana saygıdan almayan solcu bir tutum, bir eylem düşünülemez. Ne var ki, günümüzde solun uzun uğraş ve mücadelelerden sonra insanlığa sunduğu bu temel sol kavramlar, temalar, ayni zamanda,hatta yalnızca, sağcı düşüncenin, kapitalist liberalizmin gereği, bir "yaşam biçimi" olarak sunulmaktadır, toplumlar buna inandırılmağa çalışılmaktadır. Öyle midir? İnsancıl değerler, sosyal sınırlandırmalar, özünde paylaşımın maddi,parasal değerler üzerinden, kısaca paylaşımın sadece maddi güce göre, yapılması ilkesi üzerine kurulu kapitalist düzenin yapısına aykırıdır. Özellikle Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bu gibi düşence ve değerlerin hiçbir etkisinin bulunmadığı çok daha net görülmüştür. Batılı ülkelerde sosyal politikalar, soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte, giderek reddedilmeğe, bu politikalar gereği tanınmış sosyal haklar, henüz, sınırlandırılmasa bile, en azından,yeniden tartışılmağa başlanmıştır. İnsan Hakları mahkemesi ile yorum ve uygulama tekeli elde tutularak; hukuka veya insan haklarına uygunluk ya da aykırılık adı altında batı kapitalist düzeni ve bu düzenin insan hakları anlayışı, hukuku, yorumları, üstün ve tartışılmaz bir hukuk normu, bir hukuki değer haline getirilmek istenmektedir, ülkeler buna zorlanmaktadır. Demokrasi, artık, bir yaşam biçimi olmaktan çıkmıştır sadece bir istila aracıdır.

Kapitalist liberal değerler olarak sunulan kavramlara, özgürlüklere, ne kadar çarpıcı ve etkileyici olursa olsun, bir solcunun, bu bakımdan, ihtiyatla yaklaşması gerekir. Ayni kavram, amaç olabildiği gibi araç olarak da kullanılabilir. Sol düşünce asırlardan bu yana gelen deneyimleriyle ikisinin arasındaki farkı bilerek ve değerlendirerek yaklaşmak zorundadır. Bu da doğaldır.

Örneğin; ülkemizde Avrupa Birliğinin yurttaşlarımızın bütününden çok etnik farklılıklara, dini tarikatlara önem ve öncelik verdiği, insan haklarından genelin değil, etnik farklılıkların haklarını anladığı, bir bakıma bunları teşvik ettiği, farklılıklar yararına siyasi ayrımcılık yapıldığı kanaati yaygındır. Bu bakımdan ülkemizin çıkarları ile Avrupa Birliği çıkarlarının örtüşüp örtüşmediği bir başka değişle Avrupa Birliği çıkarları doğrultusunda yapılan bu tür çalışmaların ayni zamanda ülkemizin, yurttaşlarımızın bütününün çıkarları doğrultusunda yapılmış çalışmalar anlamına gelip gelmediği hususu henüz kesinlik kazanmamış, tartışılması gereken bir düşüncedir. Tartışmasız ve hüzün verici olan; aydınlarımızın önemli bir bölümünün, içlerinde sosyalizm alanında büyük hizmetleri olanlar dahil, ülkemiz çıkarları ile AB çıkarları arasında bir fark görmemesi, Avrupa'yı İnsan hak ve özgürlüklerinin yurdu olarak savunması, bunda direnmesidir. Bu, ülkemiz emekçilerinin AB' den dışlanması ön şartına rağmen, maalesef böyledir. Böyle bir ayrımcılığı kabul etmek bir yana, görmezden gelmek bile aydın sorumluluğu ile bağdaşmaz. Böyle bir ayrımcılık ile İnsan Hak ve özgürlükleri çelişir; böyle bir ayrımcılığı ileri süren,kabul eden,görmezden gelen hiçbir ülke, kuruluş veya kişiler insan hak ve özgürlüklerini yurdu, savunucusu, savaşçısı v.b olduklarını ileri süremezler.



Milliyetçiliği bir ırk milliyetçiliği olarak görmek ve sol ile arasına aşılması imkansız bir mesafe koymak konuyu saptırmaktan başka bir şey değildir. Üniter Devlet' te 'milliyetçilik', asla bir 'ırk milliyetçiliği' olamaz; mutlaka bir 'yurt milliyetçiliği' olur. Amerikalıların söylediği gibi; "Benim ülkem, doğru ya da yanlış." Nazım Hikmet ayni fikri, "Bu cennet bu cehennem bizim" mısraı ile çok güzel ifade etmiştir.

Ağabeyim Attila İlhan,bütün ömrünce, sosyalizm ile milliyetçiliğin birbirine karşıt değil birbirine tamamlayan kavramlar olduğunu savundu, bunun mücadelesini verdi. Zaman, olaylar, her defasında bu düşünce, tutum ve eylemini onaylamıştır.

Doğru veya yanlış, cennet veya cehennem, iyi veya kötü bu ülke bizim ülkemizdir. Tarihe hesabı toplumlar verir.

Ölümünün birinci yılında rahmet ve özlemle anıyorum.

Cengiz İLHAN
  Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 11-10-06   #30
Güneşin Kızı
Misafir
 
Güneşin Kızı kullanıcının avatarı
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan

Attila İlhan’ın Ardından…
Toplumsal Gerçekçiliğin Kuramsal Kökeni Üzerine

Attila İlhan’ı yakın zamanda kaybettik.Bu yazı Attila İlhan’ın 50 yıldır savaşını verdiği ve kendisinin başlattığı edebiyatta Mavi akımının da temelini oluşturan toplumsal gerçekçiliğin nasıl bir zihin tarafından, hangi yollarla yaratıldığını göstermeye çalışacak. Ortaya çıkan insan karakteri, boyalı basın tarafından sunulan ‘aşk şiirlerinin unutulmaz şairi’ tanımının onu anlatmakta ne kadar yeterli olduğunu tekrar sorgulamamızı sağlayacaktır.
Şimdi Attila İlhan’ın kendisini nasıl bir şair olarak sınıflandırdığını, kendi sesinden dinleyelim:
'kendi kendime diyordum ki, ben solcu bir şairim, Marksist bir şairim. İyi de benim şiir anlayışımı ben nasıl ifade ediyorum? Bu şiir anlayışının ifade edilmesi lazım. 'Şiir toplum için yazılır' gibi düz bir lafla hiçbir şey anlatmış olmazsın. Ben bunu iki düzeyde ifade etmek zorundayım. Bunun birisi, ideolojik düzeyde evvela sentezi yapmam lazım. Sentezi yapabilmek için metodu öğrenmem lazım. Metod, diyalektik metod. ' 1
İlhan ileride kendi sentezini oluşturmak için ihtiyaç duyacağı kuramsal bilgiyi, edebiyatta diyalektik metodu benimsemiş ve çok ilerlemiş olan Ruslarda aramayı uygun görür. Biz bu yazıda yalnız İlhan’ın ilk gençlik yıllarında oturttuğu kuramsal bilgi ve metoda değineceğiz, onu sonradan Attila İlhan yapan ‘sentezi’ belki başka yazılarımızın konusu olur.
Attila İlhan birçok söyleşisinde ve yazısında, kendi diyalektik metodunu geliştirirken sovyet eleştirmenlerinden Çernişevskİ, Plehanov'dan çok etkilendiğini, Jdanov’un sanat görüşünü ise benimsemediğini söyler. Onlar hakkında kuramsal bilgi sahibi olmadan İlhan’ın edebiyat anlayışının köklerini sezmeye imkan var mı?
Bu üç eleştirmen de farklı dönemlerde Rus topraklarında yaşamış; edebiyatın, daha genel anlamda sanatın ne olduğunu, insanla ilişkisini sorgulamış ve Rus edebiyatının şaheserlerinin üretilmesine katkıda bulunmuşlardır.

Biraz Çernişevski

Çernişevski; Tolstoy, Çehov, Gorki gibi dev yazarların yetiştiği 19.yüzyıl ortalarında, toplumla ilgilenen ve gerçekçi bir edebiyatı savunan görüşleriyle ortaya çıkmıştır. Çernişevski’ye göre sanat gerçekliğin yansıtılmasıdır, ama bu bir kopyacılık değildir, zira yazar görüneni yansıtmamalı, öze ait olanla olmayanı ayırt etmelidir. Sanat eserinde yansıtılan gerçeklik insanlar için önemli olandır ve gerçek hayattan alınmıştır. Bundan başka, yazar sosyal gerçekliği yansıtmakla kalmaz, aynı zamanda bunu açıklar ve yargılar da(2). Sanatta gerçeğin yansıtılması gerekliliği elbette yeni bir olgu değildi; ama Batı'da da etkin olan gerçekçilik, yani yazarın dünyayı bir ‘ayna’ dan görme fikri, Batı'dakinin aksine, Çernişevski’de o gerçeğin insanlar için önemli olanlarının yakalanması, dinamiklerinin aydınlatılması ve toplum üzerinde olumlu olumsuz etkilerinin gösterilmesi şeklindedir.Yazar burada topluma katkı sağlama, doğru yolu gösterme sorumluluğunu hisseder. Böylece Çernişevski, yazarın tarafsızlığı gibi önemli bir noktada Batı’daki gerçekçilerden ayrılmakta, Batı’daki tarafsız gerçekçilik yerine toplumun tarafını tutan bir gerçekçiliği benimsemektedir. Çernişevski’nin etkisini İlhan’ın düşün yazılarında kolayca görmek mümkün.
‘Edilgin kalarak, toplumsal çözümlemelere yanaşmayarak; aldığı toplumsal etkilerin bilinçsiz aynalığını yapan sanatçının yaptığı, toplumsal ve toplumcu bir sanat sayılamaz. Topluma karşı bir sanattır.’3
Çernişevski Marksist değildi; ama Marksistlerin, görüşlerine saygı duyduğu bir kişilikti. Görüşleri Stalin döneminde tekrar ele alınacak, katı bir toplumcu gerçekçiliğin temelleri oluşturulacaktı. Attila İlhan kendisini Marksist bir şair olarak tanımlıyordu. Biraz da Marksizmin edebiyatına bakmaya ne dersiniz?

Birinci Dönem Marksist Edebiyat Anlayışı

Marksist estetiği, incelerken iki döneme ayırmak gerekiyor:1934’e kadar olan birinci dönem ve toplumcu gerçekçilik kuramının Sovyet resmi ideolojisi olarak kabul edildiği 1934’ten sonraki ikinci dönem.
Marks ve Engels dünyayı yerinden oynatan felsefelerini yaratırken sanat konusunda köklü bir kuram geliştiremediler. Marks’ın da Engels’in de sanat konusundaki görüşlerini bazı kitaplarındaki bölümlerden, mektup ve yazışmalarından biliyoruz.
Marksist sistemin genel düşünme tarzını eleştirmen Berna Moran'dan dinleyelim.
'Marksizm ekonomik teori üzerine oturtulmuş bir tarih felsefesidir ve iddia eder ki tarihin gelişmesi birtakım kanunlara göre cereyan eder. Bu kanunların ne olduğunu bize tarihi maddecilik açıklar ve bu sayede toplumun eninde sonunda sosyalizme ardından da komünizme varacağını önceden görmek mümkündür.
Tarihi maddeciliğin, toplum tarihinde gördüğü başlıca aşamaları şunlardır: İlkel toplumlar, kölelik üzerine kurulmuş toplumlar, feodalizm, kapitalizm, sosyalizm ve komünizm. Tarihi maddeciliğe göre üretim güçleri ve üretimi yapan sosyal grupların birbiriyle ilişkisi o toplumun ekonomik yapısını meydana getirir ve altyapı denilen bu ekonomik yapı o toplumun üstyapısı denilen ahlaki, hukuki, dini görüşlerini ve sanat anlayışını belirler. Bundan ötürü bir toplumun üstyapısını ve burada meydana gelen gelişmeleri anlamak için altyapıyı bilmek gerekir.
Felsefe sistemlerinin doğuşu, dinsel inançlardaki değişimler, yeni sanat ürünlerinin ortaya çıkması, temelde, yani ekonomik yapıda meydana gelen değişikliklerin sonuçlarındadır ve sınıflara ayrılmış bir toplumda, üstyapı, ekonomik bakımdan egemen durumda olan sınıfın görüşlerini, isteklerini yansıtır. Başka bir deyişle, bir toplumun ideolojisi o toplumdaki egemen sınıfın çıkarlarını korumaya, onları meşrulaştırmaya yöneliktir.
Sanat da üstyapının bir parçası olduğuna göre, o da döneminin ideolojisini yansıtacak, bilinçli ya da bilinçsiz olarak egemen sınıfın çıkarlarına hizmet edecektir. O halde toplumun altyapısı üstyapısını ve dolayısı ile ideolojisini belirleyecek ve sanat eseri de bu ideolojiyi yansıtan bir yapıt olacaktır. Bu anlamda, edebiyat eserleri sınıf çıkarlarını dile getiren bir ideolojidir.'
Marks ve Engels bu genel düşünüş tarzının sanata bu kadar katı uygulanamayacağını belirtmişlerdir; ama genel hatlarıyla bu düşünceyi anlatmadan Marksist estetik kuramlarının anlaşılamayacağını düşündüğümüz için Berna Moran'ı üstteki satırlara konuk ettik. Şimdi Attila İlhan’in etkilendiğini söylediği ikinci Rus eleştirmenine geçelim.

Plehanov

Marksist öğretiyi sistemli bir biçimde ilk defa bir estetik kuramına uygulamaya çalışan Plehanov; sanatın doğuşu, toplumsal sınıflar-sanat eserleri arasındaki ilişki, estetik zevk ve fayda gibi konularla ilgilenmiş, Marksizmin temel metodu olan üretim ilişkilerinin toplumlara etkisini bu alanlara uygulamaya çalışarak sorunlara çözüm aramıştır. Plehanov ‘Sanat ve Sosyal Hayat’ adlı eserinde de sanatçı ile egemen sınıf arasındaki ilişkinin sanatçıyı ve eserlerini nasıl etkilediğini açıklar. Plehanov'a göre belli bir sınıfın sanatı, o sınıf ilerici bir güç olmaktan çıkınca yozlaşır. Burjuvazi eski düzenin karşısına çıktığı zaman, toplumun bütün insanlarının katılacağı(eski düzenin sömürücü soyluları ve kilise hariç) bir ideolojiyi temsil ediyordu. Burjuvanın çıkarlarıyla, çalışan bütün kütlenin çıkarları birdi. Bu dönemde burjuvanın görüşünü paylaşan sanatçılar ilericiydiler, çünkü fikirleri toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren, birbirine yaklaştırıcı nitelikteydi. ‘Fakat burjuvazinin menfaatleri çalışan yığınların menfaatleriyle çatışmaya başlayınca sanatın yaklaştırıcı nitelikte olması imkanları son derece daralmış oldu’(4)
Plehanov’a göre böyle bir durumda sonuç sanatın yozlaşmasıdır. Sanatçı artık gerçeklikle ilgilenmez, ondan kaçar ve sanatın biçim yönüyle uğraşır, ‘sanat için sanat’ öğretisine kapılır veya mistisizme kayar.

Attila İlhan’ın ‘imge’ üzerine yaptığı vurguları,sanatçının sanatını gerçekleştirirken nelere dikkat etmesi gerektiğini, onun deyimiyle ‘meraklısı’ hemen hatırlayacaktır. Bu alanda da Plehanov’un etkisini görmek mümkün. Plehanov’a göre sanat eserini bilimsel eserlerden ayıran özellik hakikati izahlarla değil, imgeler vasıtasıyla dile getirmesidir. Sanat eserinde açık ve doğrudan propagandaya yer yoktur. Estetik yaşantı yerine, beğendiğimiz fikirleri dile getirerek okurda hoşlanma uyandıran yazar da gerçek bir sanatçı olamaz(5). Bir edip imgeler yerine mantıklı deliller kullanırsa veya yarattığı imgeler onun şu veya bu konuyu ispatlamasına yararsa, o artık sanatçı olmaktan çıkıp bir makale yazarı olur(6). Böylece Plehanov bir yandan sosyal koşulların güzellik zevkini ve sanat eserlerini belirlediğini göstermeye çalışırken, bir yandan da sanatın kendine has karakterini korumaya çabalar. Attila İlhan, Plehanov’un bu düşüncelerini sahiplenir: ‘Sanatı toplumsal iş görmek amacına bağlı bir propaganda aracı saymak isteyenler, estetik planda almadıkları disiplinli bir sanat çıkmazına düşmekle, sanatı hiç anlamadıklarını göstermiş olurlar. Sanatın toplumsal bir görevi, bir sorumluluğu vardır der demez; sanat bu sorumluluğu, bu görevi, SANAT KALARAK yerine getirmekle görevlidir demeliyiz. Bu sanatın toplumsal,yaratıcı ve estetik üç yönlü bir çaba olmasını deyimler.Toplumsal gerçekçi görüşün ana çizgisidir.’(7)
Şimdi İlhan’ın benimsemediği ve keskin eleştirilerini esirgemediği Türkiye’de dönemin solcularının moda sanatı olan ‘Toplumcu Gerçekçilik’ e bakalım.

Toplumcu Gerçekçilik

Devrimden sonra Sovyetlerde Komünist partisi, bir süre, sanat alanında tek bir görüşün kabul edilmesini şart koşmamış ve biçimcilik gibi, fütürizm gibi akımları hoşgörü ile karşılamıştı. Ne var ki zamanla bu durum değişmiş ve Stalin döneminde, Parti sanat anlayışını kendi denetimine almak gereğini duymuştu. Stalin’in adamı Jdanov’un başı çektiği bu girişimin sonucunda toplumcu gerçekçilik diye adlandırılan bir sanat anlayışı saptanmış oldu.
Toplumcu gerçekçilik, sanatın ne olduğu sorusundan çok ne olması gerektiği sorusuna cevap verir. Toplumcu gerçekçiliğe göre sanatın yansıttığı gerçeklik toplumsal gerçekliktir; ama bu gerçeklik devrimci gelişme içinde görülür ve işçi sınıfının eğitimi gözetilerek yazılmalıdır.

Jdanov'un Olumlu Kahramanlar Öğretisi

Jdanov Sovyet edebiyatının olumlu kahramanlarla beslenmesini isterken bunun ütopik sanılmamasını, çünkü bu kahramanların planlanmış bir geleceğin adamları olduğunu söyler. Bu sözü edilen karakter politik erdemin mükemmel bir temsilcisi olarak okurda saygı ve özenme duyguları uyandıracak, bugün ile yarın arasında bir bağ kurarak sosyalizmin başarılabileceğini gösterecekti. Romanlarda bu karakter, kendini görevine adamış, nefsine hakim ve güçlü bir kişidir. Halk çok acı çekmiş; ama kendi başına çıkar yolu kestirememektedir; eğitime, bir yol göstericiye, bir lidere muhtaçtır. Olumlu kahraman karşılaştığı türlü güçlükleri yener, yardım etmek istediği insanlar içinde, düştüğü yalnızlığa katlanarak tarihin kendisine verdiği görevi yerine getirir.(8)
Attila İlhan’a göre bu mesele şöyle özetleniyor:
Önce toplumcu gerçekçilik nedir, toplumsal gerçekçilikten ne farkı vardır? Ülkemizde solcular, Sovyetler 'deki 'resmi sanat anlayışı' olan Sosyalist Gerçekçiliği , başlarına iş açmamak için 'Toplumcu Gerçekçilik' diye savunuyorlardı; oysa ben yurtdışında sorunu biraz kurcalayıp tartıştıktan sonra, aslında Andrey Jdanov 'un teorisi olan bu tutumun, sanatçıyı bir parti propagandacısı durumuna indirgediğini saptamış; ayrıca, toplumsal diyalektiğin yanı sıra insanlarda bir de bireysel diyalektiğin bulunduğunu hesaba katarak, bu türden toplumsal bir sanatın, sosyalizm'in ruhuna daha uygun olacağına hükmetmiştim.(9)
Fazla söze gerek var mı?

SONUÇ

Attila İlhan'ın gençliğinde sindirdiği ve ölümüne kadar benimsediği toplumsal gerçekçilik anlayışınının yaratılma sürecini inceledik. İlhan'ın meyve topladığı ağaçlara bir göz attık. Attila İlhan bir bilim adamı sabrıyla sanatının teorik altyapısını kuruyor. Bugün bu teorik altyapıyı oluşturmaya çabalamayan, günübirlik yaşayan sanatçı başarılı olabilir mi? Başarı yalnız bir yetenek veya ‘esin perisinin’ işi mi? 'Aşk şiirlerinin unutulmaz şairi' kulaklarımızı açsak bize başka başka şeylerden de bahsedecek galiba...


Seçkin Eroğlu
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Can YÜCEL Yaşamı ve Şiirleri Eylül Şairlerimiz ve Yaşamları 41 22-03-12 20:32
Sebahattin ALİ Yaşamı ve Şiirleri Eylül Şairlerimiz ve Yaşamları 17 06-06-06 19:15


Saat Dururmu GMT +3. Şimdiki Zaman 00:31.


Powered by: vBulletin Version 3.8.3
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.3.0 Pc Teknik © 2005

Pc TekniK - Toplist |Domain Bilgi|Bilim Teknik|Kısa Yaşlı Domainler|Teknik Bilgiler|

İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan PcTeknik.net Forum Adresimizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. PcTeknik.net hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler
Şikayet ve Uyarı adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde PcTeknik.net yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve Avukatlarımız size dönüş yapacaktır.
1